| Kardeşlik ve Dostluk | |
|
|
Kardeşliğin ve dostluğun anlamını unuttuk
Bizler Allah'u tealanın varlığına ve birliğine inanmış ve son peygamberi Hazreti Muhammed'e ümmet olmuş bir milletiz. Kardeşlik ve dostluk konusundaki rehberimiz, kitabımız Kur'an-ı Kerim ve peygamber efendimizin sünneti olmalıdır. "Erkek ve kadın müminler birbirlerinin dostları ve velileridir" diye buyurur yüce kitabımız. Türk milleti, tarih boyunca bu iki rehberine bağlı kaldıkça ilerlemiş ve saygı görmüştür. Kitabımız Kur'an-ı Kerim'de içinde kardeşlik kelimesi geçen 82, arkadaşlık kelimesi geçen 18 ve dostluk kelimesi geçen tam 4 ayet mevcuttur. Peygamber efendimizin ise bu konularda yüzlerce hadisi şerifleri vardir. İslama göre tüm inananlar kardeştir. Eğer insanlık « kendin için istemdiğini mümin kardeşin içinde isteme » parolası ile yaşayabilse, hiçbir sorun kalmaz dünyamızda. Kardeşler ve dostlar arasındaki ilişkilerin sağlıklı ve huzurlu geçmesi, kimsenin kalbinin kırılmaması ve husümetlerin yokolması, inancımızın bize gösterdiği ve işaret ettiği yoldan gitmekle mümkün olacaktir. Kardeş kavgası, daha insanligin ilk döneminde baş göstermiştir. Yüce Allah, Hazreti Adem babamızı ve Hazreti Havva anamızı dünyaya gönderdiğinde çoğalmaları için, onlara ikiz çocuklar vermişti. Bir erkek ve bir kızdan oluşan çocuklar, çapraz kardeşleri ile evleniyor ve insanlık çoğalıyordu. Erkek çocuklardan Kabil, bu kuralı kabul etmedi ve kendi ikiz kardeşi ile evlenmek istedi. Hazreti Adem bu isteği reddedince kendi ikiz kardeşi ile evlenmesi gereken Habil'i öldürdü, bu hadise insanlık tarihinin ilk husümeti, kardeş kavgası ve cinayeti olarak kaydedildi. Daha sonra gelen peygamberler dönemindede buna benzer olaylar yaşanmaya devam etti. Peygamber efendimize vahiy geldiğinde, iman edenler ile ana baba bir olan kardeşler arasında ve arkadaşlar arasındada çok şiddetli kavgalar meydana geldi. İlk müslümanlar çok büyük işkencelere maruz kaldılar. Resullullah efendimiz Medineye hicret ettiğinde ve müşriklerin işkencelerinden kaçıp gelen Muhacirler (Mekkeden gelen müslümanlar) ile Ensar (Medineli müslümanları) kardeş ilan etti. İnsanlık tarihindeki en samimi ve içten dostluklar bu dönemde yaşanmıştır. Kardeşlik duygusu o kadar gelişmiştiki, ev sahibi ensardan olanlar, artık muhacirleri ve çocuklarını miras ortağı olmalarında bir mahsur görmemişlerdir. Osmanlı imparatorluğunun genişlemesinde ve ilerlemesinde ise, inanca son derece bağlı olan AHİ'lik sistemi çok büyük rol oynamıştır, özellikle Rumeliye geçiş esnasında Battal Gazi ve ahilerin kardeşlik bağları, günümüzde imrenilecek konumdadır. Akıncı hareketleride aynı şekilde örnek bir kardeşlik abidesi olarak, şanlı tarihimizde önemli bir yere sahiptir. Tarihizdeki son kardeşlik dayanışması, dost sevgisinin doruk noktaya ulaştığı ortam ise Çanakkalede ve Kurtuluş Savaşı esnasında yaşanmış, memleket sevdalıları yanlarındaki asker arkadaşlarını korumak için birbirlerine göğüslerini siper etmekten çekinmemişlerdir. Günümüzde ise... Paramparça olmuşuz, ne İslam kardeşliği, ne dostluk ve nede arkadaşlık kalmış. Partizanlık almış basını gidiyor, kendimizden olmayana yaşama hakkını dahi çok görüyoruz. Yarım metre sakalı olan bir Şeyh'in müridleri, aynı şekilde olan başka bir Şeyh'in müridlerine düşman gözüyle bakıyor. Mevlana torunları olarak övünmemize rağmen, hoşgörü kelimesinin ne anlama geldigini unutmusuz, karşı tarafın bize saygı görmesi şeklinde algılıyoruz. "1000 kere tövbe etmiş ve tövbeni bozmuş olsanda gel" sözü, bir defa hata yaptınmı ölüm fermanın hazırlandı şekline çevirmişiz. Yunus Emre'nin, "yaratılanı sev, yaratandan ötürü" sözü sadece güzel mısralar olarak kalmış durumda, çok acı ama o kadar tahammülsüz olmuşuz ki, istemeyerekte olsa ne yaratılanı seviyoruz nede yaratanı, çünkü Allah affetsin ama ben filancayı kabul etmiyorum sözü günümüzde çok sık kullanılır hale geldi. Bizim ne haddimize yüce yaradanın bir kulunu kabul etmek veya etmemek, haşa yüce Allah yanlışmı yapıyor. Ensar'ın (Medine'nın yerlilerinin), Muhacirleri (Mekkeden hicret edenleri) ne kadar samimi bir şekilde kardeş olarak kabul ettiklerini yazmıştım. Ki mirasdan hak sahibi olmalarını düşünmüşlerdi, 21. yüzyılda, ana yada babalarını kaybeden kardeşler ise miras konusunda, daha ebeveylerinin toprağı kurumadan mal paylaşım kavgasına tutuştuklarını görüyoruz. Kardeşler arasında aile bağı, edep, sevgi ve saygı özellikle manevi anlamda değerini yitirmiş durumda, anlamsız ve aslında hiç bir kıymeti olmayan sebeblerden dolayı, kardeşler yıllarca küs kalmaktadır. Bu çıkan husümetlere neden olanlarında memnun olduğunu söyleyemeyiz. Rahmetli hafız dedem, 1934'de askerden geldikten 1 yıl sonra evlenen kardeşinin yerine 3 yıl daha askerlik yapmaktan çekinmemiştir. Aynı vefayı, sevgiyi, bağlılığı, kardeşlik duygusunu bugün kıyaslayalım, acaba hangimiz bu fedakarlığı yapabilirirz. Gazetelerin 3. sayfalarında kardeş kavgalarının ne boyutlara vardığını, okudukça tüylerimiz ürpermektedir. Mardin'de 44 masum insanı katledenler, uzaydan gelmediler kendi kardeşleri ve akrabalarıydı. Arkadaşlık ve dostluk ise tamamen karşılıklı menfaatlere ve çıkarlara dayalı duruma geldi. Yüce Allah bize çok büyük nimetler verdi, iletişim hiçbir zaman bu kadar geniş kapsamlı olmamıştı. Ama bu iletişim ortamı arkadaş ve dostlarımız ile irtibatımızın en az olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Telefonumuz çaldı, yakın bir arkadaşımız arıyor, ilk aklımıza gelen soru acaba ne isteyecek, oluyor. 30 yıllık arkadaşlıkların, 30 kuruş için bozulduğuna şahid olabiliyoruz. İnsanın kardeşi, arkadaşı için yapacağı bir dua, bile büyük bir sadakadır. (sadakayı sadece dilenciye veya ihtiyaç sahibine yapılan bir maddi yardım olarak görmemek gerek) Kasabamız aslında bu husümetleri kaldıracak, dostluğu, arkadaşlığı ve kardeşliği pekiştirecek çok güzel geleneklere sahip. İçinde bulunduğumuz mübarek 3 aylarda verilen yemeklere (namazlık, haşhaşlı çörek burnumda tuttu), tüm halkımızın itibar etmesi, sorunların halledilmesi hususunda güzel bir toplumsal dayanışma hareketidir. Ama maalesef düğünlere ve yemeklere katılımların, partizanlık çekişmesinin devam ettiği şeklinde haberler alıyoruz. Yalnızlık Allah'a mahsustur, hatasız dost arayan dostsuz kalır, dostlarımızı ziyaret edelim, hal ve hatırlarını soralım, maddi yardım yapamazsak bile dertlerini paylaşalım, dostlarımız ile irtibatı kesmeyelim. Dünyaya şimdiye kadar 150 milyar ademoğlu geldiği iddia ediliyor, hepimizde yolcuyuz, kalanlara Allah selamet versin. Neden bu kavga, nedir bu sonu gelmeyen yarış, neyi paylaşamıyoruz. Hiç kimseye yüzümüz kızaracak söz söylemeyelim; Unutmayalım mertlik, kabadayılık değil, geçim ehli olmaktır. Tüm Altuntaşlılara, dostlara ve din kardeşlerime, sağlıklı, huzurlu ve hoş muhabbetli bir yaz tatili temennisiyle, bu aylarda yapacağınız tüm ibadetleri, yüce rabbim makbul buyursun.(Amin)
Paris, 28 Haziran 2009 |